

22 Nisan 2026 - 06:45
22 Nisan 2026 18:30🕒
Şimdi nasıl bir yerde olduğumuzu biliyor musunuz?
Şöyle bir yerdeyiz. Polislerin kapıma geleceği ve tabii ki beni artık canlı bir şekilde alamayacakları yerdeyiz. Zişan İnanç’ın beni sıkıştırdığı yeni köşe işte burası. Beni neden mi hapse attrıyor? Bir senedir benim bütün derdim onun hayatımdan çıkıp gitmesiyken o kadınlar lehine çıkarılan bir kanunu araçsallaştırıp bana uzaklaştırma çıkardı ve uzaklaştırmadan haberi olmayan ailemin aramızdaki temasın sonsuza kadar kesilmesi için yapılacakları konuşmak üzere onun ailesine ulaşma çabasını da, benim bunu öğrenmem üzerine abisine attığım "ailemin haberi yoktu, temaslarını kesiyorum" diye attığım mesajı da ihlal diye şikayet etti. Dolayısıyla niyeti kötü. Niyeti uzaklaştırmak değil.
Benim niyetim ve tüm çabam bir senedir ondan uzaklaşmak; yine bırakmayan o. İki kere istifa etmeye çalıştım; o durdurdu. Şİrkete "bizi ayırın" diye beyan vermek istedim. O durdurdu. Kendi açtığım davayı bıraktım; hayatımdan gitsinler diye; o hala gitmedi. Ve tam tersi bir algı yaratıyor.
İçinden "Kemal'in bu konudan kopması lazım" diye geçiren varsa ne hikayeyi, ne anlattığım tek bir cümleyi anlamamış demektir. Arkadaşlar; benim çabam ne olarak görünüyor tam olarak? Kopmayan kim?
Ayrıca aşağıdaki mesajları yazan kişi uzaklaşmak istiyor gibi mi duruyor? Ben orada "ısrarlı takip" mi yapiyorum? Çünkü kendisinin iddiası benim o tarihlerde onu ısrarlı takip ettiğimmiş. Durum öyle mi görünüyor size? O mesajları bana yazdığı tarihlerde; yani Mayıs, Haziran, Temmuz'da onu o kadar ısrarlı takip etmişim ki Aralık ayında onlar için uzaklaştırma talep etti. (Ben ona dava açtığım için ona karşılık stratejik hamle olarak yaptı, ben ona mesaj attığım için falan değil. Lütfen dediklerimi birileri dinlesin. Çünkü gücüm tükendi, beni ısrarla duymayanlar ve akıl verenler beni tüketti..)
Her şeyden önce, asla anlayamadığım bir garip kafa yapısıyla bana "önüne bak" diye tavsiye verenler oldu. Evet; önüme bakıyorum; bu kadının ve yaptığı ısrarlı işkencelerin kendisini görüyorum. Bir türlü arkamda kalmadı.
O yüzden hatırlayalım.
Nereden nereye geldik, gerçekten bir hatırlayalım.
Benim hayatımı mahveden o bir yılı hatırlayalım. Beni sağlığımdan eden, işimden eden, kariyerimden eden, hayatımı paramparça eden bu kadınla ve ona daha sonra katılan ailesiyle nereden nereye geldiğimizi hatırlayalım.
Mesela tam bir sene önce; Nisan ayında: “bana yaşattığı bunca şeye rağmen” Onun Almanya'ya gidişini kusursuzca organize ettim. Ekiplere, yöneticilere “onunla gurur duyuyorum diye duyurular yaptım. Bana işyeri dışında sergilediği aşağılayıcı, yok sayıcı tüm tavırlara bir yönetici olarak ekibimdeki bir kadının başarısıyla gerçekten de gurur duydum.
Mayıs ayında: ekibi çıkardığım bir ekip yemeğinde beni onunla Almanya’ya taşınmaya davet etti mesela. Ağladı, özürler diledi. Bakın neler yazmış şimdi beni hapse attıran o kadın:

Sonra 7 Haziran’da o güne kadar yaptıkları için özürler diledi. Attığı yalanları, yaptığı manipülasyonları kabul etti. Benim de üzerimdeki etik yük bir nebze kalkmış oldu.
Sonra “bana yaşattığı bunca şeye rağmen” bana yöneticisi olarak getirdiği taciz vakasını; “böyle sıkıntılı bir konuyu yönetme şeklimi” gördüğü zaman Haziran-Temmuz'da:

Sonra 12 Temmuz sabahını hatırlayalım mesela:

“Bana yaşattığı her şeye” rağmen “ben hâlâ incelikle davranıyor”dum. Hâlâ insan gibi davranıyordum. O da bunu biliyordu. Zaten kendisi söylüyordu. “Harflerle anlatamayacağı kadar pişman” olduğunu söylüyordu. Bana kötülük yaptığını söylüyordu. “Bana zarar verdiğini” söylüyordu. “Beni kötü hale getirdiğini” söylüyordu. “Tutarsız davrandığını” söylüyordu. “Yalan söylediğini” söylüyordu. “Manipülasyon yaptığını” zaten daha önce de kabul etmişti. "Yaptıklarının"karşılığı olduğunu da bildiğini söylüyordu. Yani demek "yaptıkları" varmış gerçekten. Yaptığı ve benim aylarca herkesten gizleyip kimse zarar görmesin diye sabrettiğim o aymazlıkları, kötülükleri.
Bütün bunları söyleyen insan, sonra ne yaptı?
Benim ne yaptığımı iddia etti de, aylar sonra gidip hakkımda uzaklaştırma kararı çıkartabildi? Ben ne yapmış olabilirim? Gerçekten soruyorum.
Onun yüzünden sağlığını kaybetmiş, işini kaybetmiş, kariyerini kaybetmiş, maddi gücünü kaybetmiş bir insan, bir de hapse girmeyi hak edecek ne yapmış olabilir?
Çünkü burada asıl mesele hiçbir zaman benim ne yaptığım olmadı.
Asıl mesele, onun bana yaptıklarının ağırlığını taşıyamaması. Asıl mesele, o suçluluğu kaldıramaması.
Benim ‘hapse girmiş adam’ olarak görünmem gerekiyor ki, hikâyeyi kendi içinde de dışarıya da başka türlü kurabilsin. ‘Bakın, öyle biri ki hapse bile girdi’ diyebilsin. Böylece bana yaptıklarının ağırlığını taşımak zorunda kalmasın. Böylece kimse dönüp ona gerçekten ne yaptığını sormasın.
Çünkü gerçek şu: Benim hayatım mahvoldu.
Önce sağlığımı kaybettim.
Sonra işimi kaybettim.
Sonra kariyerimi kaybettim.
Benim hayatımı mahveden şey sadece yaptığı kötülükler değildi. O kötülükleri örten, ters yüz eden, beni suçlu gibi göstermeye çalışan düzenek oldu.
Üç gün hapse girdim.
Hayatımın en zor üç günüydü.
İçeride nefes alamadım.
Ben onun beni kullandığını, yönetsel rolümü de istismar ettiğini anladığımda istifa edeceğimi söylemiştim. İstifa etmem onun için bir tehditti. Ondan kurtulmak için daha önce de aynı noktaya gelmiştim, hep yalvara yakara durdurdu. Ne ilginç değil mi? Halbuki kesintiye uğrayan benim kariyerim olacaktı. Fakat o istifa edersem bana yaptıklarının açığa çıkacağından endişeleniyordu. Yaptıklarını kendisi gayet iyi biliyor zira. İstifa edeceğimi duyduğu anda bana bir yandan yalvarmaya başlamışken aynı anda bir terapiste bambaşka bir anlatı kuruyormuş tabii ki. Ben onu işiyle tehdit ediyormuşum. Terapiste öyle söylemiş. Halbuki ben istifa edeceğimi söylüyordum. istifa eden bir adam onu işiyle nasıl tehdit edebilir ki? Ama daha da önemlisi terapiste aynen şu cümleyi kurmuş:
"O ne yaparsa yapsın, ben bir şekilde yolumu bulurum."
İşte içinde hiçbir yalan barındırmayan nadir cümlelerinden biri buydu. Bir şekilde yolunu buldu, yollarını buldu gerçekten.
Bunu yaşayan benim. Bunu taşıyan benim. Buna rağmen ben hapisteyken halime mahvolan ailemin üzüntüsünü fırsat bilip şikayetlerinden vazgeçmek için bir de ailemden para talep edebildiler. Maddi kayıpları olduğunu, yıprandıklarını söyleyip ailemden para isteyebildiler. Bu hikayede yıpranan onlarmış, maddi kayıpları olan onlarmış. Ailem bu pazarlığı benden habersiz götürmeye çalışmış. Ben izin vermem diye. Benden habersiz arkada protokol imzalanacakmış, para alacakmış, şikayetlerinden vazgeçecekmiş. Ama ben şüphelendim ve öğrendim. Elbette buna izin vermedim.
Çünkü benim hayatım, evdeki 6 masum canlı ve çok daha fazlası onun mahvedip, yok edip, öldürüp üzerine bir de para alabileceği kadar değersiz şeyler değil.
Ailemin benim için üzüntüsünü kullanıp üstüne para talep edebilecek birileri. Onlara artık bir sıfat bulamıyorum.
İnsan bazen gerçekten durup sadece şunu soruyor: Bir insan, hayatını mahvettiği birinin ailesinden nasıl para ister?
Cevap şu: hayatını yok ettiği; hatta öldürdüğü insana tüm bu olanların faili olduğu bir hikayenin değil de “bakın ailesi tazminat bile verdi” diyebileceği şekilde mağduru olmayı bir insanın hayatından daha öne koyabilecek bir insan. O böyle bir insan. Ama en şok olduğum şey ailesinin de onunla aynı yolda olmuş olması oldu. Buna inanamıyorum.
Bir de şu var tabii; "Bakın ben bir senedir sakladım; benim etik çizgime, iyi niyetime güvendiğinden yaptıklarını yapmaya devam etti. Bu etik sıkışma sebebiyle sağlımı kaybettim. Bu bence çok tehlikeli biri, ama ben tarafsız olamam. Buradaki konu incelensin." diye beyan vermeye çalıştığım eski şirketim o Almanya'ya gidiyor diye konuyu sümenaltı etti Ve o Almanya'ya gitti. Hala çalışıyor. Şimdi "o tehlikeli biri" derken neyi kastettiğim belki anlaşılmıştır. Ama elbette onlar da bu hatalarını asla kabul edemez. Çünkü sonuçları onların da üstlenebileceği sorumluluktan çok daha fazla oldu. Sonuçları benim hayatımın ta kendisi oldu.
Benim derdim intikam değil. Hiçbir zaman öyle olmadı. Bir yönetici olarak "bunları bir daha başkalarına dair bir umut ışığı aramıştım. Tam olarak bunun etik sıkışmasını yaşadım. Bir yönetici olarak bunun için uğraştım. Ama sonuç tam tersi oldu; bunu başkalarına da yapabilmesi için daha büyük bir cesareti var artık.
Konuya hep kurumsal kimliğimle yaklaştım; ben "eski sevgili" falan değildim. Onun iş arkadaşıydım, yöneticisiydim.
Benim derdim onların suçluluk hissetmesi de değil.
Açık söyleyeyim: Böyle insanlar ne hisseder, ne kadar hisseder, artık umurumda değil. Pek bir şey hissedebileceklerini sanmıyorum. Görüldüğü üzere bir vicdan taşıyan, bir şeyler hissedebilen insanlar değiller belli ki. Böyle insanlara ayna tutunca onlar kendilerine bakmayı değil o aynayı kırmayı tercih ederler. Bana yaptıkları gibi.
Sonuç olarak, benim derdim başka bir şey.
Benim derdim, benim hayatımın, bu çocuklarla yaşadıklarımın, kurmaya çalıştığım her şeyin, bir başkasının yalanlarını ayakta tutmak için kurban edilmemesi. Beni öldürenlerin kayda geçmesi.
Benim derdim, gerçeğin kayda geçmesi.
Benim derdim, bana yapılanların üstünün bir daha bu kadar kolay örtülememesi.
O yüzden bunu burada bırakıyorum.
Özetle bu hikayede olan şey: Bir insan benim hayatımı sistematik olarak öğütüyor.
Sonra verdiği zararın suçluluğunu taşıyamıyor.
Sonra beni suçlu gibi görünen tarafa itiyor.
Sonra kurumlar, aile ve hukuk dili bu ters yüz oluşa alan açıyor.
Ben de sonunda “benim hayatım bunun altında kaybolmayacak” diyerek kayıt bırakıyorum.
Benim hayatım haksız yere mahvedildi.
Bana çok şey kaybettirdi. Bir insanin hayatından ne kadar alınabiliyorsa; aldı, öğüttü, tükürdü.
Yine de kaybedecek bir şeyim kalmamış değildi. Hala kaybedecek çok şeyim vardı. Hiç yoksa yoldaşım olan bu 6 masum canlı vardı. Onları da elimden alıyor.
Ben yaşamayı çok istiyorum, hiç olmazsa onlarla kalmayı tarif edemeyeceğim kadar çok istiyorum, çok çabaladım.
Bırakın 5 gün daha, bir saniye daha o deliğe giremem. Kaldıramam. Mümkün değil.
İsmini de paylaşıyorum işte. Çünkü artık bittim. Karşılaşabileceğim ve kaldırabileceğim daha kötü ve haksız sonuç kalmadı.
Beni ta buraya kadar sıkıştırdı.
Ben ısrarla öldürüldüm.
Beni o öldürdü.
Pek çoğu da tüm bunlar olurken ya "önüne bak" dedi, ya akıl verdi ya da adım adım öğütülmeme seyirci kaldı.
Teşekkür ederim.
kapandı

Özet
T zamanında bir kadın yöneticisine birinin onu ısrarla takip ettiğini, rahatsız ettiğini söyledi. Üstelik yöneticisi olan o adam aynı zamanda bu kadının aylar boyu paramparça etmiş olduğu eski sevgilisiydi. Zaten kadın sonrasında adama yaptıklarından “sana yaşattığım bunca şeyden sonra…”, “harflerle ifade edemeyeceği kadar pişmanım” diye bahsetmişti.
Adam tüm…
Hikaye
Ocak 2025
Ocak 2025’te, iş yerinde kendi ekibimden biriyle yaşadığım ilişkiyi bitirdim. İlişkinin bitişi ve sonrası benim açımdan oldukça zorlayıcı geçti zira karşımdakim insan ona yöneticilik yapmam gerektiğini/onun haklarını savunmamın görev tanımımın önemli bir parçası olduğunu bilmesine rağmen benden ghostlayarak ayrılmaya çalıştı.
Şubat 2025-Mayıs 2025
Ayrıldığımız Ocak ayından Haziran…
4 Mayıs 2026
Bugün doğum günümmüş. Dün fark ettim. Fark etmeme sebep olan şey ise “ne zaman teslim olursam ne zaman cezaevinden çıkarım?” hesabı yapmak için tarihe bakma ihtiyacı duymamdı.
Ben şimdi 39 yaşına girdim. Hatta tam şu
anda; sabah 8 civarı doğmuşum.
Akşam teslim olup cezaevine gireceğim.
Doğum günlerini zaten hiç sevmemişimdir. Bugüne denk gelmesi sanırım iyi oldu.
Son 3 gündür hastanedeydim. O kadar sıkışmıştım ki kendime bir şey yapmaktan çok korktum. Bir an elimde sadece o seçenek kalmış gibi olmuştu. Daha doğrusu çok uzun zamandır elimde kalan tek seçeneğin bu olması için işletilen bir düzenek var. Sonunda tam da oraya geldi. Ben çok korktum. Başka bir seçenek bulmaya çalıştım. Pek yaratıcı değil. Ablamı aradım, 112’yi aramasını söyledim. Ambulans ve itfaiye geldi. Gelen sağlık görevlileri “kendinize bir şey mi yapma düşünceniz var?” diye sordular. Büyük bir netlikle: “Hayır, hayır” dedim, “ben yaşamayı çok istiyorum. Başka seçeneğim kalmamış gibi hissettim. O yüzden aradım.” dedim. Rahatladılar.
Sonra hastaneye ulaştık. Doktorlar da bir bir aynı şeyi sordular. Her seferinde aynı netlikte aynı cevabı verdim: “Hayır hayır, tam tersi. Ben kendimi öldürmeyi hiç istemiyorum. Ben yaşamayı çok ama çok istiyorum. Benim 6 kedim var.” dedim. Bir yandan şaşırıp bir yandan rahatladıklarını hissettim. Ben de rahatladım.
3 gün kaldım. Pek ilaç vermediler, serum ve biraz sakinleştirici. Son gün onu da vermediler. Acil serviste yaşayan kediler vardı. Hepsi sağlıklı ve mutlu. Onlar yine çok iyi geldi.
Hiç beklemezdim ama bu 3 gün bana genel olarak da iyi geldi. “İtildiğim köşeye ilerlemek dışında bir şey yaptım” gibi hissettim galiba. Biraz kontrol hissi.
Belki beni öldüremez.
Kemal








